Deniz Fener'i Arınç'a da çark ettirdi

Milletvekilliği döneminde 'Böyle bir ahlaksızlık olmaz' diyen Bülent Arınç'ın fikirleri, bakanlık koltuğuna oturunca değişti.

"YEMİN EDERİM ALMANYA'DAKİNDEN HABERİM YOK"
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Deniz Feneri e.V davasıyla ilgili olarak, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği'ni yakından tanıdığını ve yardım faaliyetlerine katıldığını ifade ederek, "Ama yemin ederim Almanya'dakinden haberim yok" dedi.

NTV'de canlı olarak yayımlanan programda soruları yanıtlayan Arınç, iki ülke arasındaki "adli yardımlaşma" ilkesi çerçevesinde Deniz Feneri ile ilgili dosyanın Almanya'dan istendiğini ancak dosyanın Almanya'dan tercüme edilerek mi, edilmeden mi gönderildiğini bilmediğini söyledi.

GECİKME VARSA ARAŞTIRILIR
Türkiye'de, Deniz Feneri davasıyla ilgili sürecin yeterince hızlı ilerleyip ilerlemediğinin sorulması üzerine Arınç, bu konuda bir gecikme varsa bunun araştırmayla ortaya çıkabileceğini ifade etti.

Arınç, eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, adli yargılamayı geciktirdiği yönündeki iddialara ilişkin, Şahin'in, bu konuda kendi kardeşi bile olsa onu adaletin önüne çıkaracak bir şahsiyet olduğunu ifade ederek, Şahin'in, bilerek ve kasti olarak adli yargılamayı geciktirdiğini düşünmediğini bildirdi. Arınç, "Ama böyle bir gecikme söz konusuysa ve bir incelemeyle bu ortaya çıkacaksa onun sonuçlarını kabul edebilirim" diye konuştu.

Arınç, RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermesi konusundaki soruya, RTÜK'ün kendisine bağlandığını ancak Akman'ın Cumhuriyet Başsavcılığı'na mal bildirimi veya Deniz Feneri davasıyla ilgili mi ifade verdiğini henüz bilmediğini, bu konuda bilgi sahibi olmasının ardından bunu basınla paylaşacağını belirtti.

Kabineye yeni giren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, canlı yayında NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtladı.

Arınç şunları söyledi:

MARDİN'DEKİ KATLİAM

"Mardin’deki saldırı, bir vahşi hayvanın bile yapamayacağı bir olay. Üzülüyorum... Ben dün Lübnan’daydım. Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman bana bu olayı sordu. Nasıl cevap vereceğimi düşündüm. Yurt dışında da insanlık dışı bir olay olarak görülüyor. Çok farklı yönleri vardır. Diyanet İşleri Başkanımızın sözlerini önemsiyorum. Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulabilir.

KORUCULUK SİSTEMİ YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ

Koruculuk sistemiyle ilgili AK Parti iktidara geldikten itibaren de çalışmalar yapılıyordu. Bu sistem 1980’li yıllarda kuruldu sayısı artarak devam etti. Koruculara sosyal imkanlar ve haklar verildi. Terörle Mücadele için faydalı olacak diye düşünülen bir sistemdi. Geçici derken, neredeyse kalıcı oldu. Süreç içinde tasfiye edilmesi düşünülmüştür. Olmadı... OHAL sürecinde çok şey konuşuldu.

Köy koruculuk sistemine taşıdıkları silah ve maaş itibarıyla bakıldığında nasıl devlet içinde görev yaparken kişisel başka eylemler yapan bir takım kuruluşlardan bahsediyorsak, onlar da ellerindeki silah gücünü başka amaçlarla kullanmaya başlamışlardır. Emekli olmaları halinde yerlerine yeni personel alınmayarak, mevcut korucuların tasfiye edilmeleri konusunda devletin bir düşüncesi var.

Terörle mücadele sadece koruculukla yapılmıyor. Teröre karşı aynı bölgenin insanını kullanmak faydalı olur diye düşünülmüştü. Bugün bunu tekrar gözden geçirmeliyiz."

KABİNEDE MİLLİ GÖRÜŞCÜ 3 KİŞİ VARIZ

Kabine revizyonunda 'Saadet Partisi’nin yükselişinin payı var' yorumları vardı. Yeni hükümet Milli Görüş’e yakın mı?
Kabineye benim de katılmamla yorumlar zenginleşti. Yorumları okuyorum ve saygı duyuyorum. Bazen senaryolar oluyor, fanteziler oluyor, çok isabetli yorumlar da oluyor. Bunların hiçbirine önyargılı yaklaşmıyorum. Benim MSP, RP, FP çizgisinden gelmem doğru. Ama AK Parti’de kurucu olarak görev aldım, bugün için çizgim muhafazakar demokrat çizgidir. Milli Görüş çizgisinden utanmıyorum, sıkılmıyorum. Bu benim siyasi hayatımın parçasıdır. Geçmişten bu yana eksiklerim, fazlalarım, yanlışlarım oldu hepsini dikkate aldım ve dönüşüme uğradım.

Milli Görüş çizgisinden ben varım, Sayın Erdoğan var ve Sayın Nihat Ergün var. Bu kadar bakan arasında 3 kişi. Bu yorum yanlış, haksız, insafsız yorumdur.

Parti grubunda da, kabinede de bana ağabeylik görevi verilmedi. Ağabey olarak görülmek normal, Yakın ilişkide olduğumuz insanlar var. Ama böyle bir görev yok. Bu resmi bir görev de değil.

"TSK'YA KARŞI DEĞİLİM"

Sizin TSK ile ilişkiniz tartışıldı. Tutuklanan komutanlarla ilgili ‘İyi ki bunlarla savaşa gitmemişiz’ demiştiniz. Genelkurmay’dan ‘Bu kişinin TSK hakkındaki görüşü yakından bilinmektedir’ yanıtı gelmişti. Önceki diyaloglar sorun olur mu?
Eksiklik varsa iki taraftan da vardır. Ben kendi açımdan eksiklik ya da hatam varsa düzeltirim. Ben meseleye kurumsal olarak bakarım. Benim sözlerim kişilere ve yanlış davranışlara yöneliktir.

Ben Genelkurmay Sözcüsü'nden şunu demesini beklerdim: 'Bizim demokrasi karşıtlarıyla hiçbir organik bağımız yoktur. Biz sivil iradenin gücüne inanıyoruz.' Sayın Başbuğ bunu son konuşmalarında söyledi. Benim sözümün karşılığı budur. Benim TSK’ya, orduya hiçbir karşıtlığım olmadı. Her kurumda yanlış yapanlar olur. Yanlış yapanları eleştiririm. Demokrasiye bağlılık konusunda, herkesin kendi görevini yerine getirmesi konusunda tedbirler alınmasını isterim.

Bu konuda yorum yapanlar hayali senaryolar uyduruyorlar. Bizi birbirimize karşıt gösteriyorlar. Ben devleti tanıyorum. Böyle asil bir kuruma benim karşı olmam söz konusu değil. MGK’ya elbette katılacağım. Bu anayasa gereğidir. MGK tavsiye noktasındadır. Eskiden böyle değildi. Medeni ilişkiler içinde, görev sahamız içinde kararlar alınır. Burada alınan kararlar hükümete bildirilecek, uygulanıp uygulanmayacağına hükümet karar verecek. MGK’da nasıl konuşulacağını da çok iyi bilirim.

DENİZ FENERİ VE ERGENEKON

Ergenekon ve Deniz Feneri hakkında ne düşünüyorsunuz? Deniz Feneri davasının yeterince hızlı ilerlemediği ve Ergenekon kadar üstüne düşülmediği söyleniyor?



Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Deniz Feneri e.V davasıyla ilgili olarak, Türkiye'deki Deniz Feneri Derneği'ni yakından tanıdığını ve yardım faaliyetlerine katıldığını ifade ederek, "Ama yemin ederim Almanya'dakinden haberim yok" dedi.
NTV'de canlı olarak yayımlanan programda soruları yanıtlayan Arınç, iki ülke arasındaki "adli yardımlaşma" ilkesi çerçevesinde Deniz Feneri ile ilgili dosyanın Almanya'dan istendiğini ancak dosyanın Almanya'dan tercüme edilerek mi, edilmeden mi gönderildiğini bilmediğini söyledi.

Türkiye'de, Deniz Feneri davasıyla ilgili sürecin yeterince hızlı ilerleyip ilerlemediğinin sorulması üzerine Arınç, bu konuda bir gecikme varsa bunun araştırmayla ortaya çıkabileceğini ifade etti.

Arınç, eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, adli yargılamayı geciktirdiği yönündeki iddialara ilişkin, Şahin'in, bu konuda kendi kardeşi bile olsa onu adaletin önüne çıkaracak bir şahsiyet olduğunu ifade ederek, Şahin'in, bilerek ve kasti olarak adli yargılamayı geciktirdiğini düşünmediğini bildirdi. Arınç, "Ama böyle bir gecikme söz konusuysa ve bir incelemeyle bu ortaya çıkacaksa onun sonuçlarını kabul edebilirim" diye konuştu.

Arınç, RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermesi konusundaki soruya, RTÜK'ün kendisine bağlandığını ancak Akman'ın Cumhuriyet Başsavcılığı'na mal bildirimi veya Deniz Feneri davasıyla ilgili mi ifade verdiğini henüz bilmediğini, bu konuda bilgi sahibi olmasının ardından bunu basınla paylaşacağını belirtti.


"Davada gecikme olduğunu düşünmüyorum"

Arınç, "Ergenekon" davasıyla ilgili, yargıya müdahale edilmemesi konusunda başta siyasetçilerin çok duyarlı davranmaları gerektiğini düşündüğünü belirterek, "Bu işi yargıya bırakalım. Yargının bağımsız ve tarafsız görüşle bu konuda çok iyi bir karar vermesi, Türkiye'nin gerçekten hukuk devleti olduğunu gösterecek" dedi.

Bülent Arınç, bir başka soru üzerine de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, geçen haftaki konuşmasında "suçu ispat edilinceye kadar herkesin suçsuz olduğuna" dair evrensel hukuk ilkesini anımsatarak gösterdiği hassasiyeti herkesin göstermesi gerektiğini belirtti.

Yargının bu konuda hızlı işleyip işlemediğinin sorulması üzerine Arınç, "Davada gecikme olduğunu düşünmüyorum"dedi.





Deniz Feneri ilk ortaya çıkarıldığında fikirlerimi söyledim. Ben Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ni yakından tanırım. Tüm yardım faaliyetlerinde yer aldım. Yaptıkları çalışmaların kuruşu kuruşuna hesap verdiğini düşünüyorum. Almanya’dakinden haberim yok.

Ben de avukatlık yaptım. Dosya alışverişi bazen yan odadan bile yavaş gerçekleşebilir. Türkiye'deki işleyiş maalesef böyle gelişinde gecikme olabilir. Ben sayın Şahin’in en az benim kadar yolsuzluklara düşman olduğunu biliyorum. Kardeşi olsa adaletin önüne çıkarır.

Ergenekon konusundaki görüşünüz nedir? Genelkurmay Başkanı’nın masumiyet karinesi konusunda eleştirileri oldu?
Sayın Genelkurmay Başkanı hassasiyeti çok önemli. Bu masumiyet karinesi evrensel bir hukuk prensibidir. Bunun gibi ‘yargıda devam eden bir konu hakkında talimat verilemeceği’ de hukuk prensibidir. ‘Yargının etkilenme’ konusu da Türk Ceza Kanunu'nda var.

Ben de dahil olmak üzere pek çok insanın hem bunları söyleyip hem de aykırı şeyler yaptığımızı söylemek mümkün. Ama birileri bir şeyler yapıyor ki bu ilkeler çiğneniyor

Ergenekon ismi de tartışma konusuydu. Bu ismin kullanılmasından ben de rahatsızım ama örgüt kendine bu ismi veriyor. Başta siyasetçiler duyarlı davranmalı. Ben bu konunun tamemen bağımsız ve tarafsız yargıya bırakılmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Yargı bu konuda yeterince hızlı mı? Ben bir geciklme olduğunu düşünmüyorum.

Anayasa değişikliklerine CHP ve MHP soğuk bakıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Kişisel olarak 1982 Anayasası'nın 60-70 maddesinin değişmesiyle daha sivil bir hale dönümesi gereğini olmazsa olmaz kabul ediyorum.

Anayasa değişikliği toplumsal mutabakatla olmalı. Teklif yazılı hale geldikten sonra tartışmaya, uzlaşmaya açık olunmalı. Teklifimiz için ‘Bizim fikrimiz bu, siz ne düşünüyorsunuz?’ diyeceğiz. Ön yargılı yaklaşmasınlar istiyoruz.

NTV